Anne olmak

10 Şubat 2017 Cuma

Hem anne hem eş!

Anne olmak, şüphesiz dünyanın en olağanüstü duygusu. Bu duygu öyle büyük bir etki yaratıyor ki kadının yaşam döngüsü içindeki rolünü unutturuyor. Kadınlık rolü...

Önce eş olursun sonra anne. Dengede tutmak ne mümkün, mutlaka terazinin bir kısmı ağır basıyor bu da annelik aslında.
Zormuş hem eş hem anne olmak. Fedakarlık, emek, özveri, hayatını geri plana atma, hedeflerini, ideallerini erteleme. Aslında zor olan bize emanet olan meleği büyütmek değil aksine o insanın canına can katıyor, büyük mutluluğum, ömrümün parçası. 

Zor olan annenin her şeyi kendi üstlenmesi. Anne bakar, evine, eşine, yavrusuna. Çalışır da, ama yine de her şeye o bakar. Çünkü o annedir, bu onun görevidir!

Ama bir şeyi unutur kadın. O bir eş dir. Kadınlar kadınlığını unutur bu yolda ama erkekler de babalığını unutur. Her şeyin önünde eş olmayı tutarlar. Ama kadın öyle değil, yaradılış olarak.
Burada aslında eş in  görevi kadına destek olmak ve baba olabilmek. Kadının görevi de eş olabilmek. Erkek kadınını değersizleştirmemeli ,ona değer katmalı, onu yüceltmeli.

İlgi, muhabbet, muhabbet, muhabbet, sevgi, değer, saygı, kıymet gibi kelimeler unutulmamalı. Muhabbet demiş miydim ?





5 Şubat 2017 Pazar

Alya'ma

Alyam, büyüdüğünde enazından okuma yazma öğrendiğinde sana ait bu yazıyı ve seninle ilgili yazacağım herşeyi okumanı istiyorum. Eminim annemde benimle ilgili bir yerlerde birşeyler yazmış olsaydı sabırsızlıkla ve her kelimesinin altında yatan tecrübeyi anlamak için tekrar tekrar okurdum :) 
Kızım şuan 21 aylıksın belki klasik bulacaksın ama her yeni gün farklı bir yönünü keşfediyorum. Sarılmayı çok seviyorsun aynı benim gibi. İlk kelimende anne ve meme olmuştu. Tam 11 aylık olmuştun ilk adımlarını attığında. Anneannenin arka bahçesinde anneannenin kollarına dogru yürürken. Algın çok açık, herşeyi çok çabuk farkediyorsun, söylediğim kelimelerin ve renklerin yerlerini gösterebiliyorsun. Gidiklanmaya bayiliyorsun ama fazla gidiklanmaya gelmiyorsun gülmekten kusuyorsun. Sen 14 aylıkken işe başladım, ananen bakıyor gündüz sana ama inan eve hızlıca gelmeye çalışıyorum ki birlikte daha fazla vakit geçirelim, hatta ctesi çalışıyorum diye işimi değiştirdim çünkü seni daha az görmeyi göze alamadım. Sabah uyandığında herkesin ismini sayarak kalkiyorsun, kalemlere bayiliyorsun hatta duvarlarda çok güzel izler bıraktın :) parmak boyasını çok sevmedin sanırım parmaklarının kirlenmesinden hoslanmadın. Ben de sana bir fırça aldım ama onuda farklı şekilde kullanmaya başlayınca bunu biraz erteledim, çünkü yemek istedin. Bu ara papağan gibi herşeyi tekrar etmeye basladin, bu bizim hosumuza gidiyor bu yüzden sürekli sana birşeyler soruyoruz :) uzuldugunde hemen ellerini yüzünle kapatıyor ve kosene çekip ağlamaya başlıyorsun, çok inatcisin istediğini yaptırana kadar inat ediyorsun:) seni çok seviyoruz canım kızım 

31 Ocak 2017 Salı

Ah İstanbul!

Bazen kaçıp gitmek istiyorum bu kalabalıktan, her İstanbul'da yasayanın istediği kadar. Giderken yanıma bir şey almamalıyım ki anlamı olsun bu gidişin. Ailem dışında. Kaçmak istemek bence tüm benliğinden sıkılmak, ruhunu, kafanı boşaltmak içindir bana göre. Yoksa dünyanın öbür ucuna gitsen ne fayda.
İstanbul yoruyosun, zamanımı çalıyorsun, bedenen ve zihnen tüketiyorsun. Bu kadar mı değersiz ömür, akışına kaptırmış gidiyoruz. Bari hayallerimin peşinden koşayım.
Sabah 6 da kalk 2 saat gidiş 2 saat dönüş yolculuğu ve günde 4 saat yolda. Bu ne demek haftada 24 saat (cteside çalışmaya devam ise) . Ayda 96 saat ve yılda 1.152 bu inanılır gibi değil. Boşa geçen zaman. Yaş ilerledikçe zamanın daha kıymetli olduğunu anlıyorum. Her günüm daha verimli geçmeli, her anım daha kıymetli. Çünkü hayatta en kıymetli hediye zaman değil midir ?

30 Ocak 2017 Pazartesi

Evlat

Bu dünyada bize emanet olan candan öte can onlar. Doğmadan önce ne yapıyormuşum sorusunu sordurtan. Sabrı, fedakarlığı, uykusuzluğu ve aklıma gelemeyen onca şeyi yaşatan. Tüm sıkıntıları, üzüntüyü unutturan, hayatımıza neşe katan melekler onlar. 
Doğduğu günden beri onu izliyorum. Sesiyle, her hareketiyle, bakışıyla, dokunuşuyla her geçen gün daha da yeni şeyler öğreniyorum. Bu inanılmaz bir mutluluk aslında tarifi bile yok.
Bu aralar bir endişe kapladı içimi. Neler yaparız birlikte, neler katabilirim, neler öğretebilirim ona. 3 yaşından sonraya attım, geleceğini. Jimnastik, bale, piyano o kadar çok planım var ki onunla ilgili. Kitap okusun, hep okusun, çok okusun. Tabi söylediğim gibi benim planlarım bunlar. Onu izleyerek, onun benliğini keşfederek tercihlerini belirleyeceğiz birlikte. Daha sonra okul hayatı. İlköğretim geleceği için çok önemli bir basamak. Herkes okul seçer ama benim için önemli olan Öğretmen seçimi. Tamam, ailede kişilik ve karakter  belirlenir ama okulda gelişir.
Mesela baskıcı bir öğretmen, çocuktaki özgüveni olumsuz olarak etkileyebilir, böyle bir durumda kendine güvenmeyen çocuklar yetişebilir. Fakat, çocuğun kendine ve çevresine saygı duyması gerektiğini iyi bir şekilde öğreten bir öğretmen ise kendine, çevresine ve doğaya saygı duyan bireylerin yetişmesini sağlayabilir. Özgürlük, sorumluluk, benlik kavramı, saygı duyma, dayanışma gibi birçok önemli değer de okul döneminde kazandırılır. 

Yolumuz çok uzun, umarım bu yolda doğru bir şekilde ilerleyebilir, doğru birer rehber olabiliriz.

Sevgiyle..

#endişelianne :)

28 Ocak 2017 Cumartesi

Sistemsel Kölelik!

Doğuyoruz, büyüyoruz, yetiştiriliyoruz ve sonra yetişiyoruz. Artık kendi kararlarımızı verebiliyoruz. Bir birey olduğumuzu doğduktan sonra değil de yetiştikten sonra anlıyoruz. İşte tam da bu noktada dönüp baktığımızda bizi yetiştirenin sistem olduğu varsayımına katılıyoruz. 
Yaş oldu 35 dönüp bakıyorum arkama lise bitmiş, üniversite bitmiş, yüksek lisans bitmiş, belli bir iş tecrübesi edinilmiş ve edinilmeye yetişmeye devam ediliyor. Fakat tat yok, eksik bir şeyler var hatta eksiklikten öte yaşanmamış şeyler var. Keşfedilmemiş ve keşfedilmeyi bekleyen türden desek daha doğru olur. Hayata geç başlıyorum 35 den sonra yeniden merhaba dünya.
Anne babanın görevi çocuğun içindeki benliği ortaya çıkarmak der 'Doğan Cüceloğlu' çok güzel söylemiş. Aslında anne babalarımız o zamanın koşullarına göre hareket etmişler. Bize daha çok iş düşmüş. Eğitim sistemimiz bu konuda destek olsaydı, şuan ekonomi bu kadar kötü olmazdı. İşini sevmeyen, kendini keşfedemeyen insanlarla dolu olmazdık diye düşünüyorum. Yeteneklerimize, ilgi duyduklarımıza göre ilköğretimde yönlendirilmiş olsaydık, lisede de bu yetkinliği arttıracak uygulamalarda bulunsaydık, üniversite de çok doğru seçimlerde karar verebilirdik. Ben kendi keşfimi bulma yoluna çıktım. Belki yarın, belki 1 yıl, belki de daha uzun bir süre beni bekliyor. Bunu zaman gösterecek. Ama şunu biliyorum ki artık sistemin kölesi olmayacağım. Ayrıca bir anne olarak da kızımın kendi benliğini bulmasını yakından izleyeceğim.

29 Aralık 2016 Perşembe

hakkında

Sakarya Üniversitesi İşletme Lisans, Marmara Üniversitesi Marka Yönetimi Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Sağlık sektörüne 2006 yılında girdi. Satış , pazarlama, ürün yönetimi konusunda uzmanlaştı. Şuanda da aktif olarak özel bir sektörde çalışıyor. 4 kız kardeşten 3. olan , babasını küçük yaşta kaybetmiş, annesi kız kardeşleri ve ailesiyle güçlü bağları olan bir anne. 2014 yılında evlenen ve 1.5 yaşında bir meleğe sahip...